Thursday, September 24, 2015

Prague Diary 3!

Sıra geldi Prag 3. ve son gün postuna.Son günümüzü şehrin tamamına ve Charles Bridge'e ayırdık.Daha önceden de dediğim gibi Prag insan trafiğinin oldukça yoğun olduğu bir şehir.Siz de benim gibi hem seyahat tutkunu olup hem de gittiği yerlerde sakinliği arayanlardansanız gezi boyunca sabahın çok erken saatlerinde güne başlamanızı öneriyorum.Evet plana uygun davrandık ve son gün Charles Bridge'de gün doğumunu izlemek üzere sabahın 5'inde kendimizi dışarıya attık.Erken saate rağmen köprüye fotoğraf çekimi için gelen gelin-damat ve Japon turistlerle karşılaşmak bizi şaşırtmadı değil.Ama yine de günün ilerleyen saatlerine göre fazlasıyla sakindi sokaklar.

Charles Bridge gün doğumununda görkemiyle bizi büyüledi.Güneşin gökyüzünde karanlığı delip ortalığı kıpkırmızı yapması köprünün ihtişamıyla birleşince ortaya oldukça başarılı kareler çıktı.


Prague-Karlovy Vary

Prag gezimizin ikinci günü sabah erkenden Karlovy Vary'ye gitmek için yola çıktık.Otobüs ile Prag'dan 2 saatte Karlovy Vary'ye ulaştık.

Karlovy Vary diyince aklınıza kaplıcalar gelsin çünkü burası tam anlamıyla bir kaplıca cenneti...

Ortasından nehir geçen etrafında eski yapıların olduğu nefis bir kent burası.Nehrin her iki tarafı renk renk kartpostal kıvamında evlerle çevrili.Binaların yapısı,renkleri fazlasıyla büyüledi beni.Turist açısından da oldukça popüler.Size tavsiyem eğer seyahat planlarınızda Prag gezisi varsa bir gününü mutlaka Karlovy Vary için ayırın.Buradan kendinize hatıra bir eşya almak istiyorsanız bohemia kristalinden yapılmış küçük bir şey almanızı öneririm.Kaplıcalarıyla olduğu kadar kristal ve porseleniyle de ünlü Karlovy Vary.Ben kendime kristal bir törpü aldım bile:)

Bu postun fotoğraf sayısını özellikle bol tuttum.Keyif alacağınızı umuyorum.İyi okumalar:)

                                                      Şehrin ortasındaki köprüden bir görüntü.Ne kadar huzurlu değil mi?

Wednesday, September 23, 2015

Prague Diary 1!


Ocak ayında seyahat planını yaptığımız Prague tatilimizin tarihi geldi çattı.Takvimler 1 Eylül 2015'i gösterdiğinde aldık valizlerimizi koyulduk yola.Sabiha Gökçen havaalanından başlayan yolculuğumuz yaklaşık 2 saat 15 dakika sürdü.Seyahatlerde en mutlu olduğum iki an var;1.si uçağa binmek üzere yola çıktığım an,2.si uçağın inişe geçiği an:)Bu heyecanı kelimelerle anlatmam mümkün değil,bambaşka bir tutku olsa gerek...Neyse yere ayak bastık ve otelimize ulaşmak üzere tıngır mıngır tatlı bir telaşla çıktık yola.Havaalanı ile otelimiz arasındaki mesafe yakın olduğundan metro ile rahatlıkla konaklayacağımız yere vardık.İlk günün yorgunluğu ile çok vakit kaybetmeden hazırlanıp şehri keşfetmek üzere kendimizi dışarıya attık.Kısa bir yürüyüşün ardından meşhur Eski Kent Meydanı'na (Staromestske Namesti) ulaştık.Burası turist sayısının en fazla olduğu mekanlardan biri ve açık konuşmak gerekirse diğer bölgelerine göre fiyat açısından oldukça uçuk cafe  ve restaurantlar bu meydanda bulunuyor. Biz ilk günün mahmurluğundan olsa gerek buradaki yemek ve kahve için iki katı para ödedik.Tabii bunun normalinin bu olmadığını ertesi gün öğreneceğiz:) Prague sakin bir şehir.İnsanlar huzurlu ve kendi halinde.Ülkemizin son zamanlarda yaşadığı olayları göz önünde bulundurursak bu şehrin sakinliği ve kendi halindeliği beni kıskandırmadı değil.Evet fazlasıyla kıskandım!